Hayali Karakoldan Gerçek Aile Hekimliğine!

1950’li yıllarda Sirkeci Emniyet Amirliği’nde görevde bulunan üç polis memuru, emekli olduktan sonra birlikte bir iş kurmaya karar verirler. Bu noktada, fikir alışverişlerinde bulunurken içlerinden birinin aklına bir öneri gelir: “Karakol kuralım!” Hızla bir bina kiralarlar ve gerekli eşyaları temin edip o dönemdeki Büyük Postane civarındaki mühürcülere mühür bastırarak tabelayı asarlar. Böylece “Küçükpazar Karakolu” hayata geçmiş olur. Ardından, o zamanlar yeni göreve başlayan Sirkeci Emniyet Amiri’ni tebrik etmek için ziyarete giderler ve o esnada kendi karakollarının personel eksikliğinden bahsederek üç polis memurunu daha karakola tayin ettirmeyi başarırlar. Böylelikle, üç girişimci katılımcının kurduğu bu özel karakol, resmi bir karakol havasında uzun yıllar faaliyet göstermeye devam eder.
Ancak o kış, karakollara kömür dağıtımı sırasında görevli bir polis memurunun dikkati sayesinde bu durumu ortaya çıkarır. Bu olay, hikayenin sonunu getirir. Bu şekilde derin bir komedi unsuru barındıran olay, kulaktan kulağa yayılarak günümüze kadar ulaşsa da, gerçek hayatta benzer bir durum, Türkiye Cumhuriyeti’nin Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) döneminde yaşanmıştır.
Sağlık Reformu’nun ilk adımlarından biri olan Aile Hekimliği Türkiye Modeli, yani AHTM, dikkat çekici bir uygulama örneği oluşturur. Aile hekimleri, bulundukları binayı kendileri bulmakta, tefrişatı kendileri yapmaktadır. Elektrik, internet, kira ve personel maaşları gibi giderler de aile hekimleri tarafından karşılanmakta, fakat bu durum, resmi bir kamu dairesi imajı altında sunulmaktadır. Geçmişte Büyükada’da bir aile hekimi, görev süresinin sonunda ofisindeki tüm eşyaları söküp götürdüğünde bu uygulamanın gerçekliği daha da belirginleşmiş oldu.
AKP, AHTM’yi oluştururken, Sağlık Ocağı Modeli (SOM) ve Sağlıkta Sosyalleştirme kavramından tamamen uzaklaşmış ve bu iki unsuru ortadan kaldırmıştır. SOM’a göre, koruyucu hekimlik ve tedavi edici hekimlik birbirine entegre bir yapıda hizmet veriyordu, ancak AKP yönetiminde bu iki alandaki hizmetler ayrıma tabi tutuldu. AHTM ile birlikte birinci basamak sağlık hizmetleri parçalara ayrılarak, koruyucu hekimlik Toplum Sağlığı Merkezleri (TSM) ve tedavi edici hekimlik ise Aile Sağlığı Merkezleri (ASM) olarak yeniden yapılandırılmıştır.
Öte yandan SOM, bölgesel bir yapıya sahipken, AHTM’nin liste tabanlı bir örgütlenmeye geçmesiyle aile hekimleri yalnızca kendi listelerindeki hastalardan sorumlu hale geldi. Bu durum, hasta sayılarının artmasına ve hizmet kalitesinin düşmesine neden oldu. Ayrıca, SOM’da en az bir hekim, hemşire, ebe ve sağlık memurundan oluşan bir ekip bulunurken, AHTM sayesinde bu ekip yapısı minimum bir hekim ve bir “aile sağlığı çalışanı”na indirgenmiştir.
Tüm bu gelişmelere karşılık Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) birçok şehirde kitlesel direnişler gerçekleştirerek bu yeni sistemin getirdiği olumsuzluklara dikkat çekmişlerdir. Zamanla, pratisyen hekimlerin sözde aile hekimi unvanı ile ikna edilmesi, havuç-sopa yöntemi uygulamaları sayesinde hekimlerin büyük bir kısmını tarafına çekmiştir.
AKP’nin AHTM’sinin kurulmasının ardından, sağlık alanındaki birçok görüşme ve derneğin yanı sıra aile hekimliği uygulamasını dünya genelinde model almayı hedefleyen dernekler kurulmuştur. Ancak bu süreçte, pek çok aile hekimi, “güçlü aile hekimliği” talebinde bulunan muhalefet gruplarının etkisinde kalmıştır. Eski Sağlık Bakan