Grönland’da Eski Nükleer Üs Tespit Edildi!

NASA’nın Jet Propulsion Laboratuvarı’nda çalışan bilim insanı Chad Greene, Grönland buz tabakası üzerinde uçurulan bir insansız hava aracının radar verilerini incelerken dikkat çekici bir yapının varlığını keşfetti. Görülen bu yapı, radar verileri ve 3D modelleme teknikleri kullanılarak yapılan detaylı incelemeler sonrasında, Camp Century olarak adlandırılan eski askeri üssü temsil ettiği anlaşıldı.
Camp Century, İkinci Dünya Savaşı döneminde inşa edilen ve 21 tünelden oluşan toplamda 9800 fit uzunluğunda dev bir yeraltı yapısıdır. Üs, o dönemde bir nükleer reaktör tarafından enerji sağlanıyordu. Ancak, inşa aşamasında karşılaşılan bazı beklenmedik zorluklar, projenin başarılı bir şekilde tamamlanamamasına yol açtı. Bu sorunlar arasında, insan kaynaklı atıkların buz tabakasının altına sızması ve buz tabakasındaki hareketlerin, nükleer füzelerin güvenli bir şekilde depolanıp fırlatılmasını engellemesi önemli sebepler arasında yer aldı.
TERK EDİLİNCE BUZLARIN ALTINDA EZİLDİ
Camp Century, terk edildikten sonra büyük ölçüde buzların ağırlığı altında ezilmiştir. Üsse ait nükleer reaktör kaldırıldıktan sonra, üssün gerçek amacı gün yüzüne çıkmış olsa da, çevreci bilim insanları, burada depolanmış olabilecek tehlikeli atıklar konusunda kaygılı hale gelmişlerdir. Bu durum, çevresel güvenlik endişelerini artırmış ve eski üs hakkında yeniden tartışmalara yol açmıştır.
NASA’nın yeni radar verileri, camp Century’nin yapısını daha önce hiç olmadığı kadar detaylı bir şekilde ortaya koymuştur. Elde edilen veriler, iklim değişikliğinin etkisiyle eriyen buz tabakalarının, Camp Century’yi ve içindeki nükleer, kimyasal ve radyoaktif atıkları nasıl tekrar yüzeye çıkarabileceğini değerlendirmek amacıyla bilim insanlarına ışık tutmaktadır.
Bilim insanları, buz tabakalarının kalınlığı hakkında detaylı bilgi sahibi olmadan, bu tabakaların hızla ısınan okyanuslara ve atmosfere nasıl tepki vereceğini tahmin etmenin imkânsız olduğunu vurgulamaktadırlar. Dolayısıyla, deniz seviyesindeki yükselmenin oranlarını tahmin etmenin de zorlaştığı ifade edilmektedir. Bu durum, iklim araştırmalarının ve çevresel bilimlerin ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.